POLONYA,  SEYAHAT

Krakow Seyahat Rehberi-Ejderha Kent

Krakow Seyahat Rehberi – Ejderha Kent… Merhaba arkadaşlar, Krakow Seyahat Rehberi-Auschwitz Toplama Kampı hakkındaki yazımızdan sonra kalan vaktimizi değerlendirdiğimiz Krakow merkeze odaklanıyoruz.  Eğer haberimiz yok ki biz daha yeni geldik diyorsanız da teessüflerimizi ileterek Auschwitz-Birkenau Kampları yazımızın linkini buraya bırakıyoruz.

Burada neler yaptık, neler gördük, neler yedik içtik onlardan bahsedicez. Öncelikle Krakow ziyaretimiz aslında rotamız olmadığı halde bir şekilde sıkıştırarak geldiğimiz bir kent. Sabahın köründe gelerek akşamın bir vakti hareket ediyoruz. Bu kadar vakit darlığında Auschwitz’e gittikten sonra neler yaptığımıza dalıyoruz, hazır olun…

Auschwitz Toplama Kampı ziyaretiniz olacaksa bilmeniz gereken en önemli şeylerin başında büyük bir yer olduğu için zamanın büyük kısmını alabilmektedir. Bu nedenle bir günlük ziyaret planladıysanız ve farklı yerlere de vakit ayırma planınız varsa çok planlı ve programlı olmanız gerekmekte aksi takdirde mevcut planınız aksayabilir. Biz ne mi yaptık, durun bakalım burada soruları biz sorarız! Bizim amacımız kamplar olduğu için sonrasında gördüğümüz her şey bize fazlasıyla kar oldu.

Krakow Polonyanın eski ve üç büyük şehrinden biridir. Küçük Polonya Voyvodasının başkentiydi. Voyvoda kumandan ya da prens anlamına gelmektedir. Geçmiş yıllarda Avrupa Kültür Başkenti de seçilen Krakow gezilip görülmesi gereken bir şehir.

KRAKOW

…İlk yazımızı okuduğunuzu varsayıyorum. Tekrar otobüsten indiğimizde ellerimiz bomboştu. Çünkü valizlerimizi Auschwitz Toplama Kampı’na gitmeden önce emanet kasalarına kilitlemiştik. Şimdi ise dışarı çıkıp biraz yürüdüğümüzde Krakow Glowny Tren İstasyonu’nu görüyoruz.

Burası Krakow’daki ana tren istasyonu. Dworzec Glowny PKP olarak da geçen bu tren istasyonu oldukça büyük bir alana inşa edilmiş. İstasyon içerisinde bizim de kahvaltımızı yaptığımız Subway, yemek dükkânları, kahve dükkânları, Kantor (döviz büroları) gibi birçok dükkan mevcut. Ancak bu kadar büyük olması bazı handikapları da beraberinde getiriyor. Öncelikle peronları bulabilmeniz zorlaşıyor. Bunun haricinde valizleri emanet ettiğiniz yere ve gidiş yoluna aşina olun, yoksa bizim gibi oradan oraya sürüklenirsiniz. Anlatcaz ancak gülmeyeceğinize söz verin 😀

Krakow Glowny önünde büyük bir meydan var. Orada biraz çocuk olup, eğleniyoruz. Yok yok gerçekten çocuklar bile oralarda oynuyor bizlerle. Fıskiyelerin altında çocuklar gibi eğlenirken bu kadar yeter vaktimiz sınırlı diyerek ayrılıyoruz.

ZAPIEKANKA

Maceramıza atılmadan önce açlığımızı bastırmak için eşimin anlata anlata bitiremediği meşhur mu meşhur bir yiyecek olan Zapiekanka arıyoruz. Nasıl mı anlata anlata bitiremedi, okuyunuz…

…Ya bugün dışarıda bişiler mi yesek, ne gibi mesela? Ne bileyim şimdi Zapiekanka olsaydı mesela??? Olsaydı mesela mı yahu ben sana nereden getireyim şimdi Zapiekanka’yı. Nispete bakın??? Ben hiç İtalya’da içtiğim Cappucino ve lezzetli kruvasanları anlatıyor muyum. Bu kadar da olmaz… :))

Krakow seyahat rehberi
Krakow seyahat rehberi

İşte böyle gelişen sohbetlerin sonunda Krakow’a gelmiştik. Zapiekanka Polonya’nın birçok şehrinde var ve oldukça da ünlü. Hatta bazı dükkânlarda tavuklu olanı Zapiekanka kebab olarak geçiyor, evet evet bayrakları asın, kesin bizden aldılar tabelalarında kebab yazıyor.

Krakow seyahat rehberi
Krakow seyahat rehberi

Yollarda yürürken önümüze çıkan Zapiekanka dükkânının önünde duruyoruz. Burası tam bir take away kahve dükkanı gibi. Çok küçük bir alanda satış yapılmakta. Biz dışardan siparişimizi seçip söylüyoruz sonra hazırlanırken de kafamızı içeri sokarak içeride neler olup bittiğine bakınıyoruz. Sipariş hazır olduğunda ise bunu kim yiyecek diye Zapiekanka ile birbirimize bakarken çoktan yolun ortasına gelmiş oluyoruz. Hala ilk ısırığı nasıl alacağımın hesabındayken kim takar aga modunda hart diye ısırıyorum 😀 Bu yiyecekle doğru orantılı olan tek şey ne kadar lezzetliyse o kadar zor yemesi. Baya uzun bir ekmek üstüne konulan çeşitli malzemelerle üretilen bu yiyecek çoğu yerin oturma mekanı olmaması nedeniyle ayakta ya da yürürken yeniyor. Kendimi herkes yiyordur diye rahatlatsam da kimsenin yolda bizim gibi yamyam gibi yemediğini gördükçe kendimi tişörtün içine gizliyor ve sadece yemek için dışarı çıkıyorum. Eşim ise malum o biliyor ya Polonya ortamlarını filan takmadan yiyor. Belki de en doğrusu bu diyerek kovuğumdan çıkıyor ve yamyam gibi yemeye devam ediyorum. Sanki ilk kez böyle yiyorum gibi havalara bürünüyorum. Hatta göz göze geldiğimiz yerel halka eşimi gösteriyorum, o zorladı der gibi 😉

KRAKOWDA YÜRÜRKEN

Yürüyüşümüze devam ederken doymanın verdiği keyifle mutluluktan uçuyoruz. Çünkü koca toplama kampını 1 sandviç yiyerek gezdik ve neredeyse açlıktan bayılacak noktadaydık ki Zapiekanka imdada yetişmişti. Tam bunları düşünürken karşımıza ne gelse beğenirsiniz? Gerçekten de ne gelse beğenirsiniz, hemen söyleyelim. Hard Rock Cafe…

Krakow seyahat rehberi
Krakow seyahat rehberi

Eşim Hard Rock Cafe’yi önceki Amsterdam seyahatimizde ilk kez denemişti. Ben burada onun bu durumunu belirtiyor muyum mesela?? O kadar Erasmus yapmışsın bir Hard Rock Cafe denemedin diye yazıyor muyum, hiç yazar mıyım 😀

Sadece günlüğümüze hatırasını alıyoruz. Çünkü Zapiekanka açlığımızı baya kestiği için Hard Rock Cafe’nin yiyeceklerine yer kalmadığını anlıyoruz. Buradan ayrılırken tamamen spontan gezdiğimiz için hemen arkamızda duran değişik bir yapıyı fark ediyoruz. Hard Rock Cafe’nin yanındaki Plac Mariacki sokağından yürümeye devam ediyoruz.

Bu yol üzerinde devam ettikten sonra yol sonundan dönerken dikkat edin arada at arabaları da geçiyor. Bu at arabalarını çok özenle ve güzel bir şekilde süslemişler. Oldukça güzel bir seyahat olacağa benziyor ancak biz Viyana’da bir benzerini yaptığımız için bunu pas geçiyoruz. Aynı yol üzerinde yine bazı küçük taşıtlar görüyoruz. Bunlar da bir zamanlar oldukça önemli bir işe imza atan Oscar Schindler isimli kişinin fabrika müzesine götürüyor. Biz vakit azlığı ve bunun da kaliteyi etkileyeceği gerekçelerimize ve tabii bir de para durumu var 😀 bu etkenler sebebi ile bu geziyi pas geçiyoruz. Ancak yeterli vakit olsaydı mutlaka görmek isterdik. Bu fabrika bir zamanlar Krakow’da iyi bir amaç ile kurulur ve devamını söylemicez. Schindler’s List filminden izleyebilirsiniz. Hatta biz buralara gelmeden The Pianist ve Schindler’s List filmlerini izledik ve bu sayede biraz daha anlamlı bir seyahat oldu. Burada sizi fabrikaya götürmek isteyen araçlar ise golf sahasında kullanılan araçlar gibi.

RYNEK GLOWNY

Oldukça büyük bir meydan konumunda. Hem Barok hem de Gotik mimariyi içerisinde barındıran bu meydan güzel vakit geçirebileceğiniz yerler arasındadır. İçerisinde birazdan bahsedeceğim St. Marys Bazilikası da bulunmaktadır. Oldukça kalabalık olabilmekte ve soluklanmanız için ise kafeler ve yerel tatlar için dükkanlar bulabilirsiniz. Ancak buraya gelirken yolda göreceğiniz Zapiekanka dükkanlarını da yabana atmayın deriz.

ST. MARY’S BAZİLİKASI

14.yy’da tamamlanan yapı oldukça görkemli durmaktadır. Rynek Glowny’ye geldiğinizde bu bazilikayı fark etmemeniz imkansızdır. bazilikanın arkasında yatan hikayede ise kuleleri inşa eden iki kardeşten birinin diğerini yaralaması olayı geçmektedir. Hatta bazilika girişindeki bıçağın bu bıçak olduğu da yine söylenmektedir.

Eğer sol tarafta görüp biraz daha ilerlerseniz iyi bir fotoğraf açısı yakalayabilirsiniz ya da bizim gibi görünce sola dönüp ilerlerseniz bizimki gibi bir foto da çekebilirsiniz. İkisini de deneyin tarafınızı seçin. Bu kilisenin adı St. Marys Bazilikası ya da kendilerinin ismiyle Bazylika Mariacka.

Krakow seyahat rehberi
Krakow seyahat rehberi

Biz içeriye girmedik. Ancak sonrasında araştırdığımda biraz kaçırmış olduğumuzu fark ettim. Ancak unutmayalım ki seyahatteki her eksiklik tamamlamak için yeni bir şans içerir. Bu kilise Krakow ana meydanında yer alır ve tuğladan yapılma Gotik bir yapıdadır. Zaten etkileyici bir büyüklük ve iç mekân genişliğine sahip olması da bunu destekler niteliktedir. 13. yy.da başlanılan kilisenin bitimi ise 14.yy.a denk gelmektedir. Fotoğraflamak için bir doğru açı da kendi internet sitelerindeki açılış sayfası olabilir. Wavel Katedralinden sonra ikinci önemli katedral olarak kabul görür. Sadece 3 camı Ortaçağdaki inşasındaki haliyle korunmuştur. Geriye kalanları ise 19.yy’da tasarlanmıştır. Giriş ücreti öğrenci ve çocuklar için 5 PLN (6.12 TL), 65 yaş üstü için 8 PLN (9.80 TL) ve standart olarak da 10 PLN (12.25 TL)’dir. Çalışma durumu olarak da internet sitelerinde önemli notlar bulunmaktadır. Bunlardan bu sene için gözüme çarpanlardan biri ise Eylül ve Ekim 2018 aylarında turistlere kapalı olacağıdır. Bunun nedeni ise koruma çalışmalarının yapılmasıdır.

Ana meydanda yürümeye devam ediyoruz. Burada çeşitli hediyelikçiler görüyoruz. Ejderha popüler durumda tabi. Hikayesi aşağıda 😀

ADAM MICKIEWICZ

Az ileride ise Adam Mickiewicz heykelini görüyoruz. Bu heykel eşimin Erasmus yaptığı ve Poznan’da bulunan Adam Mickiewicz Üniversitesi ile aynı ismi taşıyor, neden acaba?? Adam Mickiewicz 1798-1855 yılları arasında yaşamış Polonya’nın önemli romantik şairleri arasındadır. Lehçemiz yok ve okumadık ama sizler için biraz araştırdık. Adam Mickiewicz çok ünlü bir Leh şair. Onu bizimle bağ kurmaya iten bir neden bile var. Adam Mickiewicz son yıllarını Tarlabaşı’ndaki evinde geçirmiş. Aynen bildiğimiz İstanbul’daki Tarlabaşı. 1855 yılında Tarlabaşı’ndaki evinde vefat eder ve ölümünün 100. Yılında Polonya Kültür ve Sanat Bakanlığı ile işbirliği yapılarak Tarlabaşı’ndaki evi müzeye dönüştürülür. Müzede hayatı ve eserlerine dair belgeler, fotoğraflar ve Polonya için verdiği özgürlük mücadelesine ait belgeler yer alır. Oldukça ilginç bir öykü.

Buradan sonra soldan yürüyerek devam ediyoruz. Karşımıza St. Wojciech Kilisesi çıkıyor. Oldukça küçük bir yer. Buranın da kenarından yolumuza devam ediyoruz. Çeşitli dükkanların bizi karşıladığı bir sokağa giriyoruz. Restoran ve hediyelikçiler bulunmakta. Dar bir cadde ancak at arabaları kullanıyor, dikkatli olmakta fayda var yani. Bu cadde üzerinde çeşitli sokak sanatçıları hünerlerini sergiliyor. Kimi hareketsizce durarak üzerinde uyumlu kıyafetiyle heykel taklidi yaparken kimisi de pandomim gösterisi sergiliyor.

WAWEL KALESİ

Krakow seyahat rehberi
Krakow seyahat rehberi
Krakow Seyahat Rehberi
Krakow Seyahat Rehberi

Gezerken yol bizi bir kaleye getiriyor. Bu kale Vistül ya da Visla nehrine nazır bir yer.

Krakow Seyahat Rehberi
Krakow Seyahat Rehberi

Dışarıdan oldukça görkemli ve fark edilir bir yapıya sahip. Kalenin kendi kadar önünde yer alan ve denk gelirseniz şaşıracağınız şekilde ağzından alev püskürten bir ejderha heykeli de oldukça ilgi çekici. Aslına bakarsanız biz onunla daha çok ilgilendik. Çünkü ilginç şeyler her zaman dikkatimizi çekmiştir.

Gelelim hikayesine ya da efsanesine mi demeliyim, ne yani efsane değil de yaşanmış mıdır sizce? No comment, come on 😀

Krakow seyahat rehberi
Krakow seyahat rehberi

Vaktiyle, yahu vaktiyle başlayan anı olur mu hiç, buram buram efsane kokacak buralar 😀 vaktiyle burada yaşayan bir ejderha sağı solu yiye yiye doymayarak kendi sonunu hazırlamış. Bu sonu ise kral istemiş. Kim demiş ejderhayı öldürür kızımı onunla evlendiricem, bu kısımları Lehçe düşünebilirsiniz :)) Nitekim fakir ama gururlu bir ayakkabıcı olan Krak işi kabul etmiş. Ama ejderha bu şakası olmaz, yakar adamı. Neyse biraz mücadele, itiş kakış Krak ejderhayı öldürmeyi başarmış. Kralın kızı ile de evlenmiş. Yani bana bir yararı olmadı bu hikayeyi anlatmanın bize anca gökten elma düştü ama olsun maksat eğlenmek. Fotoğraf işte bu şekilde biz bir süre bekledik, alevi yakalayabilmek için ama güzel bir anıydı. Bu da böyle bir anıydı işte. Orada bulunan banklardan nehri izlemek de çok keyifliydi. Ne bilelim elbette kale, sergi, müze hepsi görülmeyi hakediyor fakat tekrar gitmenin yeni bir şansı olarak bazı şeyleri geride bırakmak da güzel, tamam tamam dertleşmiyoruz :))

Nitekim biraz da çevreyi dolaştıktan sonra ejderhayı yenilgisiyle baş başa bırakarak oradan ayrılmanın zamanı gelmişti.

Krakow seyahat rehberi
Krakow seyahat rehberi

Gün bizim için sona doğru yaklaşırken neredeyse ejderha gibi biz de tren saatine yenilecektik. Birazdan anlatıcaz. Old Town’a tekrar gelmiştik ve ortam baya hareketlenmişti. Süslü atlar insanları gezdirirken bazı sokak dansçıları da şovlarını sergiliyorlardı. Güneş batıyordu ve bunun anlamı bizim için artık burayı bir gün gelmek üzere geride bırakarak Poznan’a doğru bir tren yolculuğuna çıkmaktı.

İstasyon oldukça büyük, bunu daha öncede söylemiştim. Şimdi tren istasyonuna geldik ve o sırada Elif’in telefonu çaldı. Uzunca konuşulduktan sonra bu sefer de Elif bir arama yaptı. Şuydu buydu derken konuşma bir uzadı. Ama rahatız ya bir ağırlık yok bi şey yok elimizde. Yaklaşık 10 dk kalmıştı trene hadi geçelim artık dediğimde Elif valizler nerede diye sordu. Sahi yaa ağırlık yok diye sevindiğimiz valizler neredeydi. Hatırladığımızda hiç konuşmadan direkt koşmaya başlamıştık. Elif bir yandan koşuyor bir yandan da kasa fişini bulmaya uğraşıyordu. Bizim bulunduğumuz yer ile emanet kasası resmen zıt noktalardaydı. Ne yazık ki biliyordum ki bunun bir de geri dönüşü olacaktı peronlara gitmek için.

Valizleri alır almaz bu sefer de peronlara koşturduk. İşte diyordum bu zamana kadar gezdiğimiz onca yer, yaşadığımız onca olay aldığımız onca tedbir gözümün önünden film şeridi gibi geçerken bunu nasıl yaptık diye, kendimle konuşuyordum. İşte akışa bırakmak buydu, her şeyi 10 kere kontrol eden ben, Elif telefonla konuşurken bunu atlamıştım. Belki de sonra şişecek olan ayağımın sızlamasıyla uğraşırken dikkatim dağılmıştı. Ama yok yok düpedüz atlamıştım işte, kabul edilemez şekilde 😀

Bu düşünceler ile perona geldik. Ama kimse tren beklemiyor. Karşıda bekleyenler var ama orası bizim değildir diye düşünüyordum. Çünkü bu oraya varana kadar trenin çoktan çuf çuflayacağı anlamına geliyordu. Tabelaları okuyorduk, bizim tren numarası yazmıyordu. Soracak ne bir görevli ne bir yolcu bu da karnımızın burulmasına sebep oluyordu. Derken vagonların içinden görevli bir adam çıktı. Hemen tuttuk adamı başladık sormaya. Adam anlamıyordu, İngilizce bilmiyordu galiba. Derken bileti gösterdik bu sefer de o anlatıyordu ama biz anlayamıyorduk. En sonunda o sihirli kelimeyi söyledi: piec yani 5. Ben zaten yalan oldum, bende Lehçe ne arar. Tek güvencemiz Elif’in Poznan’da Erasmus sırasına öğrendiği Lehçe’ydi. Tam o sırada Elif’in 5 dedi, 5 dedi diye bağırdını duydum. Ben koşarken Elif bir yandan da Lehçe teşekkür ediyordu. Sen 5 dk. adamı anlama sonra Lehçe teşekkür et. Tren kalkış saati gelmişti ve oraya varınca düşündüğüm şey olmuştu. Karşıdaki diğer perondu ve bu yine koşmamız gerektiğini gösteriyordu. Tekrar koşmaya başladık sonunda küçücük bir şansımız kalmıştı onu da denemek için karşı perondaki yolculara sorduk, bu tren gitti mi diye insanlar tamamen umursamaz ve yarı tavırlı bir durumla 30 dk. rötar dedi.

Krakow seyahat rehberi
Krakow seyahat rehberi

İşte o an anladım bazen geleni olduğu kabul etmek gerek diye çünkü kabul etsek koşmadan da treni yakalayabilirdik. Ancak onu kimse göze alamaz galiba çünkü ucu ucuna yapılan planlar ile çıkılan yolculuklarda bu biraz riskli bir durum 😀

Sonunda Poznan trenine bindik, ayağım çok ağrıyordu sonra da şişti zaten. Deli gibi kompartımanımızı arayıp bulunca tam kendimizi koltuğa atmak için kompartımanın kapısını açtığımda kompartıman doluydu. Başka bir kompartımana girdik ve yarım yamalak uyku ile Poznan’a vardık.

Krakow oldukça harika bir yer, gittiğinizde mutlaka kamplara, şehir merkezine uğrayın. Ejderhanın izini sürebilir ya da yakınlardaki Tuz madenlerini keşfedebilirsiniz.

Seyahat anılarımıza ortak olduğunuz için teşekkür ederiz ve farklı bir seyahate bekleriz. Hatta İstanbul’da neler yaptık, hadi linke buyrun.

Dünyayı gezerken görüşmek dileğiyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir